KA, BA, RA
İnsanı anlamak,
Biliyor musun, bu aslında her şeyin özünde yatan en büyük arayış. Kendimizi, başkalarını, hayatı çözebilmek… Her şey insanı tanımakla başlıyor. Ama buradaki “tanımak”, dışarıdan bakmakla olacak bir şey değil. İçine doğru bakmak gerekiyor.
Hepimizin içinde, yıllar öncesinden gelen kadim bir sır yatıyor:
İnsan dediğimiz bu varlık, yalnızca etten kemikten ibaret değil. Hepimiz bunu derinlerde bir yerlerde biliyoruz aslında. Çünkü birçoğumuz, görünmeyen bir şeyin bizde eksik veya tamam olduğunu zaman zaman hissediyoruz.
İşte o görünmeyen tarafın peşine düşelim biraz.
Kadim öğretilerde insanın üç parçadan oluştuğu anlatılır: Bedenimiz, bilincimiz ve ilahi özümüz… Ka, Ba ve Ra …
Binlerce yıl öncesinin bilgeliği bu. Mısır’dan, Mezopotamya’dan bugüne kadar süzülen bir hatıra gibi…
En dışta Ka var, bu dış dünyaya açılan bedenimizdir. Dokunulan, görülen, hissedilen yanımız. Acıyan, yorulan, aç kalan tarafımızdır. Ama insan sadece beden değil; bu sadece başlangıç. Yani dış kabuk. Ama çoğumuz yıllarca sadece bu dış kabuğu önemseyerek, içte neler olup bittiğini ihmal ediyoruz. Belki de pek çoğumuzun yorgunluğu biraz da buradan geliyor.
Ka’nın içinde taşıdığımız Ba, bilincimizdir. Seçimlerimiz, düşüncelerimiz, hayallerimiz buradadır. Ba, ruhun bizdeki yansımasıdır. Bizi biz yapan şey. Yani asıl “ben” dediğimiz yer. Bazen iyi bazen kötü kararlar aldığımız, bazen pişmanlıkla bazen umutla dolan taraf.
Ve en derinde, Ra vardır. Bu, ilahi kaynağa bağlı olan saf özümüzdür. Hiçbir zaman kirlenmeyen, her zaman parlayan o ışık. Ra ile bağlantı kurdukça, ruhumuz daha da güçlenir. Tanrısal özümüz. Belki en çok unuttuğumuz ama aslında hepimizin derininde var olan o ışık.

Hayat işte bu üç yapı arasındaki danstır aslında.
Ka, Ba ve Ra’nın bir araya gelmesiyle anlam kazanır.
Ruhun yolculuğu, bu üç parça arasında denge kurma çabasıdır.
Tüm bu yapı bir araya geldiğinde biz oluruz.
Beden, zihin ve ruh…
Ve bu yolculukta hiçbir şey boşuna değildir.
Tek bir an, tek bir karşılaşma bile…
İşte biz bu dünyaya gelirken defalarca doğmuş, defalarca ölmüş birer yolcuyuz. Ka her seferinde değişir. Beden ölür, yeni bir beden alınır. Ama Ba, yani bilinç, yolculuğa devam eder. Hep yeni bir sahne, yeni bir karakter ama aynı öz. Geçmiş enkarnasyonların izi hep taşınır. Bu yüzden bazen tanımadığımız bir yeri tanır gibi oluruz. Hiç görmediğimiz birine karşı tuhaf bir yakınlık hissederiz. Ba’nın belleği işte, kendini hatırlatır.
İşte insanın özü budur:
Bedeniyle deneyimleyip, bilinciyle karar verip, ilahi özüyle var olur.
Aslında ruhumuz, yani Ba, hep Ra’ya yaklaşmak ister. Çünkü özümüze dönmek isteriz. Ama bu her zaman kolay değildir. Çünkü bazen unuturuz. Bazen yolumuzu kaybederiz. Bazen acıya saplanır kalırız. Yine de hepsi bu büyük oyunun bir parçasıdır. Her birimiz birer aktörüz bu sahnede. Ve evet, her birimiz farklı rollerdeyiz. Kimi sorgular, kimi inanır, kimi hiç inanmaz. Ama hepsi birer deneyimdir. Hepsi o ruhun tekâmülü içindir.
Bu yüzden birinin ateist olması da bir yolculuktur, birinin inançla yanıp tutuşması da…
Haritalarımızda yazılıdır bunlar. Gezegenlerin dansı, ruhun yolculuğunu, deneyim alanlarını gösterir. O yüzden kimse boşuna burada değil.

Tüm bu yolculuğun amacı deneyimlemek. Her birimiz birer öğrenci gibiyiz burada.
Öğretmen ise hayatın kendisi. Acısıyla, neşesiyle, kaybıyla, buluşlarıyla…
Hepimize düşen tek bir görev var:
Uyanmak – Hatırlamak. Ve özümüze, o sonsuz ışığa doğru ilerlemek.
Her birimiz bir hikâyeyiz. Ve Her birimiz bir yolcuyuz.
Her sonun bir başlangıca, her kaybın bir uyanışa açıldığı, ruhun defalarca doğup dönüşerek özünü hatırlama serüvenini konuşacağımız sonraki bölümlerde buluşmak üzere, sevgiyle kalın..












Bir Cevap Yazın