Merhaba. Bugün biraz duyguları konuşalım isterim. Ama öncesinde birkaç sorum var.
- Yeni bir ortama girdiğinizde ani duygu değişimleri yaşıyor musunuz?
- Kalabalık ortamlarda gereğinden fazla duygu yüklenip kafa karışıklığı yaşadığınız oluyor mu?
- Üzücü bir haber izlerken ya da duygusal bir reklamda ağladığınız zamanlar oldu mu?
- Girdiğiniz ortamdaki kişinin duygusunu anlayıp sizinle hiç alakası olmasa dahi o duyguya girdiğinizi fark ettiniz mi?
- Gergin ve aşırı sinirli insanların olduğu yerde sinirlenip, mutlu insanların yanında onların duygusunu üstünüze alıyor musunuz?
Bunu bir sorun olarak görüyorsanız ve anlam veremiyorsanız doğru yerdesiniz, açıklıyorum; siz bir empat olabilirsiniz.
Basitçe ayna nöronlardan başlayalım. Beynimizdeki bilgi alışverişini düzenleyen sinir hücreleri nöronlarımız. Ayna nöronlar ise başkalarının hislerini içselleştirerek “aynalamamızı” sağlayan sinir hücreleri. Hepimizde belli bir miktarda varlar ancak empatlar dediğimiz grupta biraz daha aktif olduklarını görüyoruz. Yani evet, Babam ve Oğlum’da Çetin Tekindor “Açeydim gollarımı, getme diyeydim” derken gözyaşlarına boğulup, “o babaymış gibi” hissetmemizi sağlayan şey ayna nöronlarımız.
Nöroçeşitli bireyler, tipik beyinlerin aksine, beynin merkezlerinde farklı aktiviteler, nörotransmitter dediğimiz bilgi taşıyan hormonların salgılanması ve ayna nöron aktivasyonundaki farklılıklar nedeniyle empati dediğimiz hali farklı işleyebiliyor. Örneğin, Otizm spektrumda bir kişi beynin farklı yapısı nedeniyle empati duygusunu farklı işleyebilir, DEHB’li bireyde ayna nöron aktivasyonu fazla olsa bile etkisi kısa sürebilir, sinestezik kişilerde duyguyu işlemek ses duymak ya da dokunma deneyimi şeklinde kendini gösterebilir. Narsistik özellik gösteren kişilerde ayna nöron aktivasyonunun az olması nedeniyle empati kurma zayıftır, antisosyal kişilik bozukluğunda (sosyopati) ise ayna nöronlar aktif olsa bile kişi bunu duyguyu anlamak için değil, karşısındakini manipüle etmek için kullanabilir.
Peki, biraz da astrolojik bağlantılarla inceleyelim empati konusunu. Haritalara baktığımda, genellikle su grubu ve 12. ev bağlantıları olan kişilerde çok fazla görüyorum empatlık meselesini ve kişi bu duyguları regüle etmekte zorlanabiliyor. Balık, Yengeç ve Akrep gibi burçlarda stelyum, 12. evde toplanan Su grubu Merkür ve Ay yerleşimleri, 8. Eve yerleşmiş gezegenler, özellikle kavuşum, 60’lık ve 120’lik Neptün bağlantıları bana empatlık konusunu düşündürüyor. Bağzı astrologlar “yıldızın düşük” derler, ben “süper gücü olan bir empatsınız” derim. Çünkü bu yerleşimlere baktığımızda, evet, negatif enerjiyi de çok çabuk çekersiniz ama duygularınızı regüle etmeyi ve bunu süper güç olarak kullanmayı öğrendiğinizde bulunduğunuz ortamın enerjisini de değiştirebilirsiniz. Özellikle Satürn 12. ev ya da Balıkta yerleşmişse karmik olarak da size yardımcı olur.
Empatlığın bir süper güce dönüşebilmesi için gerekli ilk şart regüle olabilmek.
İlk adım: Duyguyu fark etmek.
Empatlıkla doğrudan bağlantılı değil ama duyguyu fark etmekle ilgili, anksiyetesi olan bireylere de yardımcı olabilecek minik bir anımı anlatmak istiyorum. 3-4 aylık işsizlik zamanından sonra arkadaşımın tavsiyesiyle bir yere görüşmeye gitmiştim. Arkadaşım, beni müdüre ve kurucuya övdüğünü, işimde ne kadar iyi olduğumu anlatmış, sağ olsun. Onun da referansıyla görüşme sonucu olumlu oldu ve işe başlayacağım. Sabah erkenden kalktım, hazırlanacağım. Müthiş bir çarpıntı ama öyle böyle bir çarpıntı değil, ölüyorum sanıyorum. Beni normalde sakinleştiren bir nefes egzersizi yapıyorum, daha da kötü oluyor. Gidip yüzümü yıkıyorum, hazırlanma sürecimi yavaşlatıyorum, işe yaramıyor. En son aklıma şu geliyor; “Neden bu kadar gerginim?” “Bu gerginliği nerede hissediyorum?” İki soru bile beni sakinleştirmeye yetiyor; çünkü cevap çok açık. Arkadaşım beni öve öve göklere çıkarmış, insanların güvenini boşa çıkarma korkum yüzünden karnımda müthiş bir ağrı ve ağırlık var. Duygunun kaynağını tanımlayınca hafifliyor ve bir süre sonra geçiyor. Sakinleşip hazırlanıyorum ve evden çıkıyorum.
Burada duyguyu regüle etmeye odaklanmadan önce bakmamız gereken nerede ve neden hissettiğimiz, özellikle ortada bir neden göremiyorsak, ani bir şekilde ortaya çıktıysa, ortam değişikliğinde ya da belli kişilerin yanında meydana geliyorsa tanımlamak çözüme götüren ilk adım olabilir.
Sıradaki adım ise regüle olmak. Aslında çok basit yöntemleri var; sinir sistemini rahatlatmak için gargara yapabilir, nefes tekniklerinden yardım alabilir, şarkı söylemek ya da hmmmlamak gibi yöntemlere başvurabiliriz. Bunlar düzenli yapıldığında etkisi büyük olan çalışmalardır ve omurgamızda boylu boyunca uzanan, ense kökünden kuyruksokumuna uzanan Vagus sinirini uyarır, bu şekilde sinir sisteminin aşırı uyarılmış halinin önüne geçmek için önlem almış oluruz. Eğer bir empatsanız, bu hayat kurtarıcı olabilir; çünkü empatlar sürekli olarak duygusal girdiye maruz kalır.
Bunlar dışında yoga yapmak, hareket etmek, vücuttaki “tortuyu atmak” için dans etmek de hem stres hormonu düzeyimizi azaltır, hem de “kendimize tahammül etme” becerimizi, dolayısıyla dışarıdaki her şeye olan toleransımızı yükseltir.
Diğer yandan empati konusunda da seçici olabileceğimiz gibi bir gerçek var; tertemiz yetiştirdiği çocuğu vahşice elinden alınan anneyi izlediğimizde gözyaşlarına boğulmamız son derece normalken, hiç sevmediğimiz, bize ve değer verdiğimiz her şeye ihanet ettiğini hissettiğimiz bir kişinin derin acısı bizim yalnızca omuz silkmemize neden olabilir. Bunun nedeni bu iki farklı kişiyi beynimizde “güvenli” ve “tehlikeli” olarak işlemiş olmamız olabilir. Empatiyi farklı hislerle yaklaştığımız bu iki kişi için de kullanmak bizi, kendimize ihanet ediyormuş gibi hissettirebilir, içsel adalet sistemimizi dengesizleştirir ve günün sonunda empatiyi hak eden herkesin hakkına giriyormuş gibi suçluluk duygusuna maruz bırakabilir. Bizi tetikleyen, öfkelenmemize neden olan kişilere topa tüfeğe tutmadan nötr bir yerden bakmaya çalışmak yorucudur, biliyorum. Diğer yandan onları anlamak için de çabalamak zorunda değiliz. Biz empatlar için, ruhsal dengemizi, içimizde kurduğumuz adalet sistemini dengede tutmak ve özsaygımızı korumak için de gerekli bir adımlardan biri önce kendimize şefkat diye düşünüyorum.
Sevgili Simurg bizim gibiler için kendimize not niteliğinde birkaç cümle paylaştı:
“Her duyguyu hissetmek zorunda değilim. Seçici olmam beni kötü değil, kendime sadık biri yapar.”
“Benim merhametim, kendimi yok etmek zorunda değil.”
Pamuk kalplerinize sarılarak bitiriyorum bu yazıyı. Bizim için “cehennem” addedilen bu gezegende kendi cennetinizi bulmuş olmanızı ümit ederim.
Sevgiler.

